*Mektup
Kapının ısrarla çalan ziliyle uyandım. Gözlerimi açamıyordum. Ama kapıdaki ısrarlıydı. Kalktım yerimden. Aylar sonra kapımı çalanın kim olduğunu merak ederek ilerledim.
-kim o?
-postaa!
Posta mı? Duraksadım bi an. Sonra yavaşça kapıyı açtım. Mektubunuz var deyip uzattı. Almakla almamak arasında kaldım. Bir mektuba bir adama bakıyordum. Sonunda aldım mektubu. Postacı arkasını dönüp gitti. Bense gözden kaybolana kadar arkasından baktım. Mektubun arkasını çevirdim. Kimden geldiğini görünce olduğum yerde dizlerimin üzerine çöktüm. Elimdeki mektuba uzun uzun baktım. Sonra kalkıp içeri girdim. Mektubu masaya bıraktım. Banyoya gidip yüzümü yıkadım defalarca. Mutfağa geçtim. Çay koydum. Kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Bir telaş vardı. Zeytin tabağını düşürdüm. Umursamadım. Devam ettim. Uzun zamandır kahvaltı yapmıyordum. Yemeye başladım. Bir lokmayı yutmadan diğerini götürüyordum ağzıma. Her şeye sırasıyla uzanıyor hepsinden yemeye çalışıyordum. Aniden kalktım masadan. Haftalardır açmadığım perdeleri açtım. Evi toparlamaya başladım hızlıca. Odadan odaya koşturuyordum. Ev havasızdı. Camları açtım. Yüzüme aniden çarpan havayı uzunca içime çektim. Bu kadar yetmez. Dışarı çıkmalıydım. Üzerime bir şeyler alıp kendimi dışarı attım. İlk bahar gelmişdi. Hava çok güzeldi. Hafifden esen rüzgar tenimi okşuyordu. Güneş içimi ısıtıyordu. Her yer yeşillenmiş gökyüzündeki bulutlar azalmıştı. Uzun uzun yürüdüm. Hava kararmaya başlayınca eve döndüm. Anahtarı masanın üzerine bıraktım. Mektup hala oradaydı. Tekrar aldım elime. Koltuğa oturdum. Uzun zaman sonra gelen bu mektup beni hayli düşündürdü. Bir süre baktıktan sonra yavaş yavaş açtım zarfı. Mektubu çıkartıp okumaya başladım. Gözlerim büyüdü birden. Her okuduğum cümle beni daha çok şaşırtıyordu. Mektup toplam beş satırdı. Üzerimde bıraktığı etki beş ton... Defalarca okuduktan sonra mektubu zarfın içine yerleştirip masanın üzerine bıraktım. Cevap yazmam lazımdı ama nasıl. Bütünüyle karma karışık bir durumun içindeydim. Kafamı toplayamıyordum. Hiçbir şey düşünemiyordum. Cevap yazmak için bir kaç gün bekledim.
Ne zaman cevap yazmak için kalemi elime alsam kalem ağırlaşıyordu. Olduğu yere bırakıyordum tekrar. Ama böyle bir durumda yazmam gerektiğinin farkındayım. Evet yazacaktım. Pencereyi açtım. Sonra masaya oturdum. Kalktım. Ihlamur yaptım. Bir fincan alıp tekrar masama döndüm. Tam yazmaya başlayacaktım ki ona nasıl hitap edeceğimi bilmediğimi fark ettim. Sevgili .... sevgili ne? Ne olmalı ne olması gerekiyordu? Masanın köşesinde duran mektuba uzandım. Mektubu açtım. O hiçbir şey yazmamıştı. Defalarca okumama rağmen bunu fark etmemiştim. Belli ki o da bana nasıl hitap edeceğini bilmiyordu. Ya da bunu düşünecek vakti yoktu. Belki de gerek duymadı. Sonuç olarak ikimizde birbirimize hitap edememiştik. Ben de onun gibi sade ve kısa bir mektup yazdım. Zarfa koydum. Beklemeden fırladım dışarı. Önce hızlı hızlı yürüdüm sonra koşmaya başladım. Postaneye yaklaştıkça yavaşladım. Adımlarım ağırlaştı. Durdum. Vazgeçmenin kıyısında gidip geldim. Cesaretimi toplayıp girdim içeri. Memura doğru ilerledim.
- Mektup göndereceğim.
- Peki alayım mektubu.
Uzattım.
- Pul yapıştırmanız lazım.
- Efendim?
- Pul diyorum pulsuz olmaz.
Evet doğru. Hemen bir pul alıp yapıştırdım. Mektubu memura teslim ettim.
- Mektup ona ne zaman ulaşır?
- Belli olmaz.
Postaneden çıktım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ellerimi cebime koyup yürümeye başladım. Nereye gittiğimi bilmeden.
" Mektubunu aldım. Beni oldukça şaşırttı. Ama yazdıklarından bir sonuç çıkaramadım. Seni bu kadar çaresiz bırakan şey ne? Ben senin için ne yapabilirim? Ne olduğunu ve benden tam olarak ne istediğini daha açık yazarsan sana yardımcı olmam daha kolay olur. Cevabını bekliyorum. Sağlıcakla. "
-kim o?
-postaa!
Posta mı? Duraksadım bi an. Sonra yavaşça kapıyı açtım. Mektubunuz var deyip uzattı. Almakla almamak arasında kaldım. Bir mektuba bir adama bakıyordum. Sonunda aldım mektubu. Postacı arkasını dönüp gitti. Bense gözden kaybolana kadar arkasından baktım. Mektubun arkasını çevirdim. Kimden geldiğini görünce olduğum yerde dizlerimin üzerine çöktüm. Elimdeki mektuba uzun uzun baktım. Sonra kalkıp içeri girdim. Mektubu masaya bıraktım. Banyoya gidip yüzümü yıkadım defalarca. Mutfağa geçtim. Çay koydum. Kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Bir telaş vardı. Zeytin tabağını düşürdüm. Umursamadım. Devam ettim. Uzun zamandır kahvaltı yapmıyordum. Yemeye başladım. Bir lokmayı yutmadan diğerini götürüyordum ağzıma. Her şeye sırasıyla uzanıyor hepsinden yemeye çalışıyordum. Aniden kalktım masadan. Haftalardır açmadığım perdeleri açtım. Evi toparlamaya başladım hızlıca. Odadan odaya koşturuyordum. Ev havasızdı. Camları açtım. Yüzüme aniden çarpan havayı uzunca içime çektim. Bu kadar yetmez. Dışarı çıkmalıydım. Üzerime bir şeyler alıp kendimi dışarı attım. İlk bahar gelmişdi. Hava çok güzeldi. Hafifden esen rüzgar tenimi okşuyordu. Güneş içimi ısıtıyordu. Her yer yeşillenmiş gökyüzündeki bulutlar azalmıştı. Uzun uzun yürüdüm. Hava kararmaya başlayınca eve döndüm. Anahtarı masanın üzerine bıraktım. Mektup hala oradaydı. Tekrar aldım elime. Koltuğa oturdum. Uzun zaman sonra gelen bu mektup beni hayli düşündürdü. Bir süre baktıktan sonra yavaş yavaş açtım zarfı. Mektubu çıkartıp okumaya başladım. Gözlerim büyüdü birden. Her okuduğum cümle beni daha çok şaşırtıyordu. Mektup toplam beş satırdı. Üzerimde bıraktığı etki beş ton... Defalarca okuduktan sonra mektubu zarfın içine yerleştirip masanın üzerine bıraktım. Cevap yazmam lazımdı ama nasıl. Bütünüyle karma karışık bir durumun içindeydim. Kafamı toplayamıyordum. Hiçbir şey düşünemiyordum. Cevap yazmak için bir kaç gün bekledim.
Ne zaman cevap yazmak için kalemi elime alsam kalem ağırlaşıyordu. Olduğu yere bırakıyordum tekrar. Ama böyle bir durumda yazmam gerektiğinin farkındayım. Evet yazacaktım. Pencereyi açtım. Sonra masaya oturdum. Kalktım. Ihlamur yaptım. Bir fincan alıp tekrar masama döndüm. Tam yazmaya başlayacaktım ki ona nasıl hitap edeceğimi bilmediğimi fark ettim. Sevgili .... sevgili ne? Ne olmalı ne olması gerekiyordu? Masanın köşesinde duran mektuba uzandım. Mektubu açtım. O hiçbir şey yazmamıştı. Defalarca okumama rağmen bunu fark etmemiştim. Belli ki o da bana nasıl hitap edeceğini bilmiyordu. Ya da bunu düşünecek vakti yoktu. Belki de gerek duymadı. Sonuç olarak ikimizde birbirimize hitap edememiştik. Ben de onun gibi sade ve kısa bir mektup yazdım. Zarfa koydum. Beklemeden fırladım dışarı. Önce hızlı hızlı yürüdüm sonra koşmaya başladım. Postaneye yaklaştıkça yavaşladım. Adımlarım ağırlaştı. Durdum. Vazgeçmenin kıyısında gidip geldim. Cesaretimi toplayıp girdim içeri. Memura doğru ilerledim.
- Mektup göndereceğim.
- Peki alayım mektubu.
Uzattım.
- Pul yapıştırmanız lazım.
- Efendim?
- Pul diyorum pulsuz olmaz.
Evet doğru. Hemen bir pul alıp yapıştırdım. Mektubu memura teslim ettim.
- Mektup ona ne zaman ulaşır?
- Belli olmaz.
Postaneden çıktım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ellerimi cebime koyup yürümeye başladım. Nereye gittiğimi bilmeden.
" Mektubunu aldım. Beni oldukça şaşırttı. Ama yazdıklarından bir sonuç çıkaramadım. Seni bu kadar çaresiz bırakan şey ne? Ben senin için ne yapabilirim? Ne olduğunu ve benden tam olarak ne istediğini daha açık yazarsan sana yardımcı olmam daha kolay olur. Cevabını bekliyorum. Sağlıcakla. "
Merak uyandıran ve sürükleyici olmuş. Tebrikler.
YanıtlaSilKalemine saglik gerçekten cok merak uyandırıcı olmus.. Tam da damaginda bırakıyorsun yazılarını. Kalemine Kuvvet.. :)
YanıtlaSil#YazılarınSıkSıkGelsin :)💞